Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

4 Şubat 2017 Cumartesi

Sadece

Ara vermek iyi gelmiyor bana. Verdiğim arada daha yıpratıcı şeylere vakit harcadığımı farkettigimde özellikle. İzledim yazı yazmayı.  Saçma sapan bir platformda birer cümlelik fikirlerle garip garip şeyler yaptım. Üç beş kişi aynı fikirde olur mu benle diye düşündüm. Sonra bir döndüm ki o da ne? Orasının olayı bambaşka imiş. Meğer başka ilişkiler dönüyormuş. Beni de kendilerine benzetiyorlarmış. Söz veriyorum artık duygularımı sadece buraya yazacağım.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

1 yıl

                            Tam bir yıl oldu.
                  Hayatıma giren ilk erkeği, 
                   babamı kaybedeli tam bir yıl.
              Ben bir anda büyümek zorunda kalalı, 
         Abim kendini tuvalete kapatıp hıçkırarak gizlice ağlayalı,
Amcamla gözgöze gelip, gitti gelmeyecek değil mi diye soralı ve 62 yaşında koca adam cevap veremeyip yere çöküp gözyaşı dökeli tam bir yıl. 
Bir daha asla  eskisi gibi olamayacağımı farkedeli ve bu acının hiçbir zaman gecmeyecegini anlayalı tam bir yıl. Ben yapayalnız ve tek başınaligimi percinleyeli tam bir yıl. İçimde tüm duygularım düğüm düğüm olalı, daha az konuşmaya daha az paylaşmaya başlayalı tam bir yıl. Anne olmanın ne kadar zor olduğunu, yeri geldiginde üzüntüyü kederi bir kenara bırakıp oğluma sarılmak zorunda oluşumu farkedeli koca bir yıl. Duygu gel gitlerinden aklımı oynatacak duruma geleli, kendi kendime iyileşmeye çalışalı yine kocaman bir yıl. 
Ne çabuk geçti diyemeyeceğim. 
Başkalarına değer de geçer, beni deler de geçer çünkü. 
Aslında hiç geçmez de. 
Neyse işte. 
Babam...
Seni delicesine özledim. 

14 Nisan 2016 Perşembe

Çelınc 2

     Çelınc'imizin ikinci gününde beraberiz. Soruları merak eden olursa Sonik sayesinde tanıdığım sevgili  Saçaklı'nın not defteri'nden aşırmış bulunuyorum. Soruların tamamı için ise  buraya bakabilirsiniz. Gelelim 2 no'lu soruya;
   🎪 Göbek Adınız ve Sizin İçin Önemi
         Öyle hayatımın parçası olan bir göbek adım yok benim. Daha doğrusu ikinci bir ismim var aslında ama göbek adı sayılır mı emin değilim. O isim de; "Asude". Lisede birkaç arkadaşım dışında kimse de hayatım boyunca bilmedi. Akrabalar bilir ama. Bizim ailede baba tarafında çocukların isimleri çoğunlukla soyadimiza uyumlu konulmuş. Şimdi söyleyip deşifre etmek istemem:) Haliyle benim ismim de öyle. Ama sanırım annem bu ismi bana vermek çok istemiş ve bir şekilde nüfus kağıdıma yazdirmamislar. Ama ozellikle küçükken sık sık bu ismi duyardım. Hatta iyice kısaltıp Sude de derlerdi. Kendi ismimi tercih ederim o ayrı. Ama yine de fena değil gibi sanki.

13 Nisan 2016 Çarşamba

Çelınca geldim

Pek sevgili blog arkadaşım sonik hanımcıgım beni çelınca davet eder de gelmez miyim? Hem de müzik! Hem de yazmak! Oh çok şahane. Söz verdim, 30 gün kopmak yok. Başlıyoruz efenim.

🌟Müzik listenizden 10 şarkı ve hissettirdikleri.
    Evett, önce şöyle söyleyeyim, müziği telefondan kulaklıkla dinleyenlerdenim. Çünkü başka türlü fırsatım yok. Benim eski telefon ufak, minik uyarılar vererek bir gün temelli aramızdan ayrıldı. Yeni telefona müzikleri eklemek da kolay olmuyor. Çoğunlukla internetten indirerek kaydediyorum. O nedenle de şu an listemde eskiye oranla daha az parça var. Daha az dediysek 120 civarında falan. Çok da şaapmayin yani.

🎧 1. Radio head- weird fishes
      Her türlü müzik dinlenebilir aparata ilk yüklediğim parça bu. Bu parçayla tanışalı yaklaşık 7-8 sene oldu. Ve etkisinden bir gram bir şey eksilmedi. Bir arkadaşım vardı. Vakti zamanında özel olmuş biri. Tam bir radio head fan'ı. Berlin'e konsere gittiğini biliyorum. Laf olsun diye değil. Düşünsene, nereye gidiyosun? Konser var kaçıramam. Hoop uçağa. Onun sayesinde ben de radio head ile baya bir yakınlaştım. Hâlâ "ömrünün sonuna kadar dinlemek için bir sanatçı seç" deseler grup olarak seçeceğim iki tercihten biri.
    Bu parçaya gelecek olursak, eski yazılarımdan birinde paylaşmıştım diye hatırlıyorum. Benim icin o kadar anlamlı ki her dinleyisimde ister istemez gözlerimi kapatıp hayallere dalıyorum.  Sanki yuzdukten Sonra kollarımı iki yana açıp sırt üstü kendimi denize bırakmışım hissi veriyor bana. Saçlarım da suyun içinde savruluyor gibi. Kulaklarımda deniz altının sesi ve masmavi gökyüzünü izliyorum sanki.

🎧 2. Bill withers-Ain't No Sunshine
      En sevdiğim filmlerden biri "Notting Hill". Hani Julia Roberts ve Hugh Grant'ten ağır romantik bir film var ya. O filmi seven herkesin en çok hoşuna giden sahnelerden biri Hugh sokakta yürürken mevsimlerin değiştiği sahne. İşte o sahnede arkada çalan parça bu. Benim de ilk dinleyiste aşık olup Allah'im ne ki bu diyip hemen araştırdıgim parça. Bu da bana filmden etkilendigimden olsa gerek, aşkından ölen bir adamın sevdiği kadın için söylediği, gururluyum ama yine de ölüyorum görmüyor musun parçası gibi geliyor hep.

🎧 3. Depeche Mode-Wong
      Radio head için hani ölene kadar dinlemek üzere seçeceğim iki şıktan biri demiştim ya. Depeche Mode da ikincisi işte. Asla dinlemekten bikmayacagim, tekrar tekrar sıkılmadan dinleyecegim parçaları var. Ve şarkı da ayırt etmem. Baya hepsini çok seviyorum. Gelelim Wrong'a. Sözleri çok etkileyici bence.

           On the wong day of the wrong week
           İ used the wrong metod with the wrong              technique.

🎧 4. Franz Ferdinand-Take Me Out
      Esler bırakılarak bestelenmis yüksek ritmli parçaları oldum olası çok sevmişimdir. Hani kafayı parçaya eşlik ederek düşünmeden otomatik  salladigimiz türden. Bir de bunu her dinlediğimde aklıma gelen ilk sahne 25. doğumgünüm, yanımda lise sıra arkadaşım ve en yakın arkadaşım, zıplıyoruz.  Yaşlandık kızım diyor bana biri. Yanında erkek arkadaşı var. Sakin olun kızlar diyor bize. Baya baya yaşlandık diye düşünmüştüm.

🎧 5. Cem Adrian-Yağmur
      Bu çocuğu seven çok fazla kişi yok sanki. Üzülüyorum o yüzden. Fazıl Say da bunu biliyor bence. Korkmuyorum artık senden gece, korkmuyorum hiç korkmuyorum diyor ya, içime bir güç doluyor. Hayatta kalmak zorundaymış gibi hissediyorum. Vazgeçme lüksüm yokmuş gibi. Dayanmak zorundaymisim gibi. İyi ki de öyle.

🎧 6. Sezen Aksu parçaları
      Seçip yazayım dedim ama olmadı. Hepsine bayılıyorum.  Bu kadın bizimle aynı dünyadan olamaz. O şarkıları yazarken yaşadığı acıyı hayal etmeye çalışıyorum da. "Al yüreğim senin olsun, yüreğim bende kalırsa yaşayamam" nedir ya. Şu anda bile tüylerim diken diken oldu. Yaş farketmeksizin kusursuz. Ah Uzay ah. N'aptin bu kadına böyle.

🎧 7. Beirut-In The Mosaleum
      Bunu dinlerken ülke değiştirmiş, tamamen yabancı bir ülkeye gitmiş, karışmış kafamla şehrin en popüler caddesinde bir kaldırım taşına oturmuş, gelip geçeni izledigimi hayal ediyorum hep. Tercihen dizlerimi karnıma çekmiş olayım.

🎧 8. Jonna Selle-Diamonds
      Bu Diamonds, bildiğimiz Rihanna'nın Diamonds. Parçayı oldum olasi severim. Bu cover'ı da müzik zevkini beğendiğim bir arkadaşım tesadüfen dinletmişti. Öyle güzel öyle yumuşak söylüyor ki. Dinlemeye doyamiyorum. Dinlemeyenler için de bu çocuğu şiddetle öneriyorum.

🎧 9. Dido-Stan
      Nasıl eski bir şarkı bu değil mi? O geldi ama aklıma. Çoluk çocuk sahibi olup, ailevi sorunlara boğulunca müzik dinlemeyi bir kenara bırakmak zorunda kaldım. Oysa ne çok severim. Hayatımın ciddi bir bölümünü müzik dinlemeye ayırırdım. Bir discmanim vardi. Oyle ipod'dur, mp3 çalardır gec kaldi bize. Sonradan yetişti. Öğrenciyken de Bornova'dan Buca'ya giderken discmanim ve pillerim olmadan otobüse binmezdim. Zaten araç tutuyor hâlâ. Mutlaka oyalanmam gerekliydi. Dido şarkılarının %90 ini bu yolculuklar sırasında ezberlemisimdir. Ama Stan'in yeri ayrı. Hâlâ o zamanki ezberimle her sözcüğün yanında her vurgusunu dahi biliyorum bu parçanın. Sonuçta işin içinde "Vanilla Sky" var. Benny the dog. Bunlar da böyle hisler işte.

🎧 10. Teoman-Renkli Rüyalar Otel
      Çok nostalji yaptım. Finalde de bozmayayim istedim.
        "Sarhoş olsak ya, tek vücut olsak ya.
         Yüksek dozaj kalıp burda mutlu ölsek ya".
     Teoman seviyorum, bu bir gerçek. Teoman demek artık çok uzak hayatlar yaşadığım eski en yakın arkadaşım demek. Ölesiye hayran ve aşıktı. En çok konserine gittiğim şarkıcılarda ilk üçe girer.
   Arkadaşımla konsere gide gele bağlandım ona. Bana kalsa herhangi biri olarak kalırdı. Teoman demek günler öncesinden konser için evden izin koparmaya çalışmak demek.  Konser mekanına en erken gitmek demek. Onu her gördüğünde ağlayan arkadaşıma anlam verememek yine de yanında olmak demek. Kısaca gençlik demek.

      Bu çelınc çok iyi geldi bana. Müziği özledim. Müziğe vakit ayirabilmeyi de. Çok teşekkürler Sonik'cigim.


12 Nisan 2016 Salı

Kuşlar

Tam üç senedir anneyim. Aynı zamanda kendi mesleğimden  ötürü çocukların pek çok davranışını çözdüm diye düşünüyorum. Bazi noktalar hala eksik tabi ama mesela nasıl oluyor da ufaklıkların gözünü açar açmaz yataktan fırlayıp oyun oynamaya başladıklarını anlayabilmiş değilim.  Bu modeller anında güne baslayabiliyorlar. 
Bu sabah yine erken saatte bucurun servise binmesi için evden çıktık. Servisi kaçırma korkusuyla ben acele acele sokağın karşısına geçmeye  ve ufaklığı da oyalanmadan yürütmeye çalışırken kızmaya ve sinirle seslenmeye hazırlanıyordum.
Benimkinin yüzü havaya dönük boş boş bakarken gördüm.
E hadi ama, servis bizi görmeden geçip gidecek şimdi, dedim.
Benim minik melek de, yine yüzü gökyüzüne dönük, gözlerini kırpıştırıp  gülümseyerek
"Annecim dünyada  ne kadar güzel kuşlar var böyle baksana?" Dedi.
Bende ve hatta bizde eksik olan şey işte bu yaşam enerjisi. Bütün küçük minnoslarda da hep böyle yüksek olur umarım.

5 Nisan 2016 Salı

3


Hepsi geçecek demiştim sana.
Bu karanlık günler bitecek, hayatımız düzene girecek, iki kişi şahane bir hayatımız olacak demiştim.
Ama sabretmemiz gerekiyordu. Yapmamız gerekenleri kafamda kalem kalem listelemiştim tüm hayat acemiliğime rağmen. Tek başıma ne yapacağımı bilmez haldeyken bile duzelecegini biliyordum. Evet çok zordu, gerçek bir sınavı beraberce atlattık. Hâlâ da devam ediyoruz. Daha da mutlu olacağımız günler var önümüzde. Tam 3 sene önce bugün seni kucağıma almak için süslü süslü hastaneye gittim. Saçım fönlü, biraz makyajla. Sonrasında olacaklardan habersiz. Ameliyathanede ağlamanı ilk duyduğumda senden daha fazla ağladığımı bilmezsin sen. Dokorum "annesi de görsün" diyip seni yüzüne yapışmış saçlarınla ilk görüp öptügümde simsiyah rumelin bir dakika önce anne karnından çıkmış olan senin yüzünü simsiyah yaptığını ve oradaki herkesin güldügünü de bilmezsin. Ben hâlâ her saniyesini hatırlıyorum o günün. En büyük pişmanlığım da hani klasik anne bebeğini kucağına alır, ilk fotoğrafları çekilir ya, bizim senle o günden bir tane bile fotoğrafımız yok. Fotoğrafçıya gerek yok yaa diyenleri dinlediğim için hayatım boyunca pişmanlık duyacağım.
Sana her şey duzelecek demiştim. Şimdi hadi sil baştan diyenlerin bunu söylemeye nasıl cesaret edebildiğine de inanamıyorum. 
Daha da güzel olacak hayatımız. Daha neşeli, daha umutlu ve baloncuklu. Bu sabah sana "günnaydınn! Bugün senin doğumgününn !" dediğimde doğumgününde almamı çok istediğin için "annecimm kepçe mii !?" dediğin saflıkta ve mutlulukta bir hayat senin olsun bebeğim. Hergün defalarca dua ettiğim gibi, Allah benim ömrümü, benim sağlığımı sana versin.  Nice mutlu yaşlara güzel oğlum.

3 Nisan 2016 Pazar

uzak kaldım uzak

Bu hallere düşecek insan miydim ben yahu. Son zamanlarda kendi blog sayfama bırak yazı yazmayı,  yorum yazan biri varsa ayıp olmasın diye ziyaret etme sıklığım 40 günde bir'e düşünce tabi, pek de hoş olmadı. Zaten unuttu herkes beni. Misal dünkü sayfa ziyaret sayısı 5 imiş. Bence çok bile. Ben olsam bakmazdım bile. Neyse efenim. Oğlum için yazdığım bir günlük var. Ona yazma sıklığı da azaldı.  Ve her yazdığımda bana o kadar iyi geliyor ki, kesinlikle daha sık yapmalıyım, bi daha bu kadar arayı acmayacagim  diyorum. Ama olmuyor. Yine birkaç haftada bir ancak yazıyorum. Blog da öyle oldu benim için. Değişik ve anlam veremediğim bir şekilde uzaklaştım. Yazmak da okumak da gelmedi içimden. Olur öyle arada herhalde ne bileyim. Eskiden hep yazmayı konuşmaya tercih ederim derdim. Yoğunluk artınca vakit ayiramiyor insan, gevezelik yapmak daha çok işine geliyor. Yine bir " daha sık yazacağım" durumum var. Bakalım artık, olursa. İnş cnm ya.