Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

18 Mart 2016 Cuma

10 Şubat 2016 Çarşamba

6 ay

Günler bile geçmek bilmiyorken, nasıl oldu da 6 koca ay geçti üzerinden. O korkunç gün yaşanalı yarım yıl olmuş bile. Babasını 5 sene önce kaybeden bir arkadaşıma bir ay olduğunda zaman çok yavaş akıyor, daha sadece bir ay oldu demiştim. O da bir süre sonra yılların bile nasıl geçtiğini anlamayacaksin demişti. Hiç de öyle olmadı. Içimi yakarak, kalbimi kanatarak geçti aylar.  Hâlâ günde en az 10 kez hatirlayarak. Sanki acım hafifleyecekmis gibi daha fazla, daha uzun düşünerek. Tam da "tamam, artık kurşun bile geçirmem ben" dediğim bir dönemde. Buraya acımı yazabilmeyi çok isterdim ama kalbimdeki o yer, benim gizli mabedim oldu.  Sadece çok ama çok fazla özledim. Anlatamayacagim kadar çok. 

19 Ocak 2016 Salı

19

Tam bir yıl önce bugün hayatım eksiden artıya dönmeye başladı, 
Tam bir yıl önce bugün çok şükür Ankara'dan kurtulduğumuz haberi geldi. 
Gece yarısı ben koskoca kadın, kurtulduk buradan diye sevinç çığlıkları attım, o sırada bir bucuk yaşında olan oğlum da ne olduğunu bilmeden benle zıpladı.
Anneme ve rahmetli babama yaptığım eziyetlerin  Ankara ayağı sona erdi. Sonra da sorunlar oldu elbette ama en azından deplasmanda değildim. 
Gece 12 de mutlu haber alıp sevinçten uyuyamadim geçen yıl bugün. 
Sabah uyanır uyanmaz nakliye şirketi ayarladim ve yine aynı gün kolileri zevkle bulup yığdım eve. Okul kapısında karşılaştığım arkadaşımla tek kelime etmeden sarılıp ağladım. O "ben demiştim her şey duzelecek diye, gördün mü işte" dedikçe daha da çok ağladık. 
Tam bir yıl geçmiş üzerinden. Bolca umut ve azimsanmayacak bir miktar da hüzün içeren bir yıl. Hâlâ da umutluyum. Başıma gelenleri olgunlukla karşılamaya çalıştım hep. Çünkü biliyorum ki bu dünyada her şey insanlar için. Mutluluk da, acı da, ölüm de. Her şeye alışıyor insan. Yoksa nasıl hayatta kaldırdık. Annemin hep dediği gibi, Allah bugünümüzü arayacak başka acı vermesin.

7 Ocak 2016 Perşembe

Yola Devam

Yoo hiç yorgun değilim. 
Hasta olabilirim. Hatta mide bulantısından dışarıya adım atamayacak kadar kötü. Ateşim bir türlü düşmüyor da olabilir.
Oğlumun öksürüğü bir türlü geçmiyor da olabilir. Neden neden diye panik halde felaket senaryoları kafamda oradan oraya köşe kapmaca oynuyor da olabilir. Olumlu bir şey söyler diye doktorun gözünün içine bakıyor ve sonunda allerji bu deyip elime bir e-recete numarasi tutusturmasini da izliyor olabilirim. Tüm bunlar olurken oğlumun bu sabah uykudan uyanır uyanmaz ilk söylediği şey "annicim babam beni bırakmaz di mi" de olabilir. Yine de sogukkanlilikla karşılıyor ve onu tatmin edecek cevaplar veriyor olabilirim. Depresyondaki gelinin abimin kalbini paramparça edişini uzaktan sessizce izliyor ve bebekleri bir kaç aylık olana kadar başka krizler yaşamamaları için dua ediyor olabilirim. 
Tipik "beni kimse sevmiyor, ne kadar yalnızım" triplerine sil baştan girmiş de olabilirim. Yetişmem gereken bir sürü şey ve bazı günler girmem gereken 10 saat ders olabilir. Müdür türlü çeşit ego tatmini için bizi harcıyor da olabilir.
Babamı çok ama çok özlüyor da olabilirim.
Yine de koşturmacadan kaçmıyorum. 
Hastalığımi ayakta atlatiyorum. 
Oglum için umutsuzluğa kapılmıyor ve ilaçları düzenli kullanirsam kesin geçer, üzme kızım kendini diyorum. 
Oğluma anne baba temalı uygun cevaplar vererek en az hasar alması için çabalamaya devam ediyorum ki; daha yeni başlıyoruz farkindayim. 
Abim için kendisinden daha çok üzülmekten kendimi alikoyamasam da; koca koca insanlar, bir hal çaresi bulurlar sanırım diyip sakin kalmaya çalışıyorum. 
Bugün ölsem arkamdan gözyaşı dökecek yine de iki üç kişi vardır be diye düşünüyorum. Yorgunlugumu,
Allah'tan para kazanabildigim bir işim, bir mesleğim var da kosturuyorum diye benden beklenmeyecek bir Optimist bakış açısı ile geciştirmeye çalışıyorum. Kim takar müdürü diyip kulaklarımi tikayip sınıfa giriyorum. Babam için de çok çok dua ediyorum. Çoğu zaman içimden, kabri basinda da yuksek sesle onunla konuşuyorum. Olup bitenleri anlatıyorum. Delilik mi? Bilmem belki ...
inanılmaz yağmur yağan bugünlerde kimse islanmasin diye yavaş araba kullanıp kaldırımlardan uzak duruyorum. Işte bir şekilde yüreğime güneş koyuyorum, yüreğime yıldız koyuyorum,  yola devam ediyorum. 

26 Aralık 2015 Cumartesi

Bi' takım düşünceler

Bazı şeyler  hiç değişmese  keşke. 
Oğlum hep süt koksa,
Bir zamanlar en yakın arkadaşım ve tek dostum olan lise arkadaşım aynı samimiyetle tekrar hayatıma girse,
kimse kimseye iki yüzlü davranmasa, doğal olsa ve o kişiyi hayatına almak isteyip istememe kararını saygıyla karşılayabilse, insanlara gösterdiğim özeni aynı şekilde onlardan görebilsem, daha az dedikodu yapabilsem,  daha fazla sevap işlesem, böylece ölmekten de daha az korksam, benim arkamdan da daha az konuşsalar, bendeki hatır kredilerini son zerresine kadar zorlamasalar,  hep başkalarının hayatıyla ilgilenmeyi bir kenara bıraksak, başkalarının üzerinde hem ruhsal hem fiziksel fıldır fıldır dolaşan gözlerimizi azıcık da kendi üzerimize çevirebilsek, birazcık görebilsek, kalbimdeki kumbaraya daha fazla iyilik atabilsem, sevdiğimize "yara" değil de "yar" olsak,  hayati da hep yerli malı haftasında bonibonlu kurabiye gören çocuk sevinciyle yaşasak, olmadık zamanlarda akmaya hevesli gözyaşlarım için daima çantamda fondoten ve rimel taşımak zorunda olmasam, yaptığı şeyden memnun olup "ay kendime teşekkür ederim" diyen annem gibi -bazen bile olsa-kendimi sevebilsem, geçmişin geleceği etkilemesine bu kadar izin vermesem... ve daha bir sürü şey...

15 Kasım 2015 Pazar

öf pöf

                 
Anlık yaşıyorum her şeyi. Aniden parlayip aniden sakinleşiyorum. Yaşlanıyorum ama galiba bir türlü büyüyemiyorum. Çabalıyorum, didiniyorum ama memnun edebildiğim tek bir kişi bile olduğunu sanmıyorum. Eski uğraşlarıma dönmek istiyorum ama vakit bulamıyorum. Yine de umutluyum. Evet ailece mutsuz şeyler yaşadık üst üste. Bunda benim payım da yadsinamaz. Babamı kaybedeli yüz yıl olmuş gibi geliyor ama daha beş gün önce üçüncü ay bitti. Oğlumu mutlu ediyorum saniyorum ama öyle eften püften sorunlar çıkarıyor ki kendi kendime  neden diye sormaktan kaç bin beyin hucremi helak ettim bilmiyorum. Hani büyük olsa çocukluğuna ineyim diyeceğim de zaten küçücük.  Düşün düşün bulamıyorum. Veya sadece çocuk işte yapar diyip geçmek daha mı iyi bilmiyorum ki. Eskiden kendimi dinlemeye vakit ayirirdim. Özellikle bunun için zaman yaratırdım.  Artık pek hatta hiç yapamıyorum. Içimde birikenleri sakince bir oturup düşünemiyorum. Bu yüzden de sanki hafiften ruhumu zehirliyorum gibi geliyor. Ne yapmalı ne etmeli azıcık uzaklaşabilmeli. Hatta pek zamanı değil ama bu fotoğrafın çekildiği şehre gidebilmeli.

10 Kasım 2015 Salı

Toz duman

Bugün radyoda eskilerden bir parça denk geldi. Yaşar'dan "beni koyup gitme". Dinlemeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki. Bir zamanlar çok severdim. Çok anlamlı gelirdi. Şimdi ise müziği insanı başka anılara daldırıyor. Vay bee neler yaşadım, türünden şeyler. Şarkının sözleri aslında pek bir manidar. "Seninle gelmeyeceğim, yine de beni koyup gitme ne olursun". Tam benim tarzım. Ben bir sey demeyeyim ama keşke gitmese. Hayatım hep öyle geçti. Çoğunlukla ben terketmis olsam da, bunun sembolik bir durum olduğunu,  asıl terkedenin insanı bırakıp gidecek duruma getiren olduğunu bir turlu anlatamadim kimseye. Tabi bir de kalanın durumunun gidenden daha zor olduğunu da düşünenlerden olduğumu da belirtmek isterim. 
Kendimle başbaşa kalmayı hep cok sevdim. Bazen istemeden bazense gönüllü olarak. Çoğunlukla hadi  "içimdeki çocuk"la biraz oynayayim iyi gelir derken, dönüp baktığımda onun  çoktaan gitmiş olduğunu gördüm. Güçlü görünmeye çalışmak en sevdiğim zaten. Hep de ya gözüme bi' şey kaçar ya da soğan çok acı çıkar. Ya da rüzgardan toz zerrecikleri gözümü yaşartır. Kimse de ustelemez. Cok iyi bahane üretirim. Sonbahar da bitti. Artık mevsim kış. Gözüme kaçacak toz duman çok olur mu bilemiyorum.  Ama şundan eminim  ki bu kış da en az geçen yıl olduğu kadar sert geçecek.