Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Aralık 2015 Cumartesi

Bi' takım düşünceler

Bazı şeyler  hiç değişmese  keşke. 
Oğlum hep süt koksa,
Bir zamanlar en yakın arkadaşım ve tek dostum olan lise arkadaşım aynı samimiyetle tekrar hayatıma girse,
kimse kimseye iki yüzlü davranmasa, doğal olsa ve o kişiyi hayatına almak isteyip istememe kararını saygıyla karşılayabilse, insanlara gösterdiğim özeni aynı şekilde onlardan görebilsem, daha az dedikodu yapabilsem,  daha fazla sevap işlesem, böylece ölmekten de daha az korksam, benim arkamdan da daha az konuşsalar, bendeki hatır kredilerini son zerresine kadar zorlamasalar,  hep başkalarının hayatıyla ilgilenmeyi bir kenara bıraksak, başkalarının üzerinde hem ruhsal hem fiziksel fıldır fıldır dolaşan gözlerimizi azıcık da kendi üzerimize çevirebilsek, birazcık görebilsek, kalbimdeki kumbaraya daha fazla iyilik atabilsem, sevdiğimize "yara" değil de "yar" olsak,  hayati da hep yerli malı haftasında bonibonlu kurabiye gören çocuk sevinciyle yaşasak, olmadık zamanlarda akmaya hevesli gözyaşlarım için daima çantamda fondoten ve rimel taşımak zorunda olmasam, yaptığı şeyden memnun olup "ay kendime teşekkür ederim" diyen annem gibi -bazen bile olsa-kendimi sevebilsem, geçmişin geleceği etkilemesine bu kadar izin vermesem... ve daha bir sürü şey...

15 Kasım 2015 Pazar

öf pöf

                 
Anlık yaşıyorum her şeyi. Aniden parlayip aniden sakinleşiyorum. Yaşlanıyorum ama galiba bir türlü büyüyemiyorum. Çabalıyorum, didiniyorum ama memnun edebildiğim tek bir kişi bile olduğunu sanmıyorum. Eski uğraşlarıma dönmek istiyorum ama vakit bulamıyorum. Yine de umutluyum. Evet ailece mutsuz şeyler yaşadık üst üste. Bunda benim payım da yadsinamaz. Babamı kaybedeli yüz yıl olmuş gibi geliyor ama daha beş gün önce üçüncü ay bitti. Oğlumu mutlu ediyorum saniyorum ama öyle eften püften sorunlar çıkarıyor ki kendi kendime  neden diye sormaktan kaç bin beyin hucremi helak ettim bilmiyorum. Hani büyük olsa çocukluğuna ineyim diyeceğim de zaten küçücük.  Düşün düşün bulamıyorum. Veya sadece çocuk işte yapar diyip geçmek daha mı iyi bilmiyorum ki. Eskiden kendimi dinlemeye vakit ayirirdim. Özellikle bunun için zaman yaratırdım.  Artık pek hatta hiç yapamıyorum. Içimde birikenleri sakince bir oturup düşünemiyorum. Bu yüzden de sanki hafiften ruhumu zehirliyorum gibi geliyor. Ne yapmalı ne etmeli azıcık uzaklaşabilmeli. Hatta pek zamanı değil ama bu fotoğrafın çekildiği şehre gidebilmeli.

10 Kasım 2015 Salı

Toz duman

Bugün radyoda eskilerden bir parça denk geldi. Yaşar'dan "beni koyup gitme". Dinlemeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki. Bir zamanlar çok severdim. Çok anlamlı gelirdi. Şimdi ise müziği insanı başka anılara daldırıyor. Vay bee neler yaşadım, türünden şeyler. Şarkının sözleri aslında pek bir manidar. "Seninle gelmeyeceğim, yine de beni koyup gitme ne olursun". Tam benim tarzım. Ben bir sey demeyeyim ama keşke gitmese. Hayatım hep öyle geçti. Çoğunlukla ben terketmis olsam da, bunun sembolik bir durum olduğunu,  asıl terkedenin insanı bırakıp gidecek duruma getiren olduğunu bir turlu anlatamadim kimseye. Tabi bir de kalanın durumunun gidenden daha zor olduğunu da düşünenlerden olduğumu da belirtmek isterim. 
Kendimle başbaşa kalmayı hep cok sevdim. Bazen istemeden bazense gönüllü olarak. Çoğunlukla hadi  "içimdeki çocuk"la biraz oynayayim iyi gelir derken, dönüp baktığımda onun  çoktaan gitmiş olduğunu gördüm. Güçlü görünmeye çalışmak en sevdiğim zaten. Hep de ya gözüme bi' şey kaçar ya da soğan çok acı çıkar. Ya da rüzgardan toz zerrecikleri gözümü yaşartır. Kimse de ustelemez. Cok iyi bahane üretirim. Sonbahar da bitti. Artık mevsim kış. Gözüme kaçacak toz duman çok olur mu bilemiyorum.  Ama şundan eminim  ki bu kış da en az geçen yıl olduğu kadar sert geçecek. 

8 Kasım 2015 Pazar

sen geçerken sahilden sessizce...

        Hayat tüm yogunlugu ve kosturmacasiyla devam ediyor. Zaten havalar da sogudu, depresif ruh halimden gecilmez artik. Aglamali, yagmurlu yazilar eklerim arada. Sağolsun Deep benim mim yapmayı ne çok sevdiğimi bildiğinden artık nerdeyse hepsine beni de ekliyor. Kendisine teşekkürü borç bilirim efenim. Bugünkü mimimiz ise deep sayesinde keşfettigim Ebrar'in tatlı blog sayfasından bir alıntı.  Bir fotoğraf seçiyoruz ve onun hissettirdiği, hatirlattigi şeyleri karaliyoruz. Benim çok sevdiğim bir iş. Eskiden fotoğraflara küçük öyküler yazardım. Tam benlik yani. Aslında daha uzun yazmak isterdim ama şimdilik idare edelim.

"Zaman alışmayı öğretir belki ama unutmayı asla...
Zamanla hersey silinir  sanıyor insanoğlu ama kandirmacadan başka birşey değil. Hicbirsey silinmiyor. Sadece ve sadece erteleniyor. Ve öyle bir an geliyor ki onca zaman içinde kendini kandırmış olduğunu anlıyorsun. Sonuç; hüsran. Başa dönüyorsun, geldiğin noktaya. Işte başladığım noktadayim şimdi. Herşeyi yeniden yaşamaya gücüm yok, ama yine de kaybettiğim ve belki de bir daha asla yakalayamacağım, yasayamayacagim yaşantıların hayalini kuruyorum. Geçmişi düşününce kafamda beliren tek bir cümle var: Herşey için çok geç.
Günlerdir yağmurlar yağıyor ruhuma. Hızını hiç kesmeden nasıl böyle aralıksız yağıyor anlayamıyorum. Aslında çok da Şaşmamak gerek. Ben üç saat boyunca nefes bile almadan aralıksız aglayabiliyorsam...
Kapattım gözlerimi. Bir daha açmamak ümidiyle. Herşey kararsın, aydınlık görmek de istemiyorum. Çok geniş, kocaman, uçsuz bucaksız bir denizdeyim. Turkuaz renkli. Küçücük bir saldayım ve sürüklenip gidiyorum. Deniz ve akıntı beni nereye sürükleyecek bilmiyorum. Merak da etmiyorum. Eskiden olsa yardım çağırmak için yollar arardım. Ne bileyim, helikopter geçse el, kol falan sallardım. Ya da yakınımdan bir gemi geçsin diye dua ederdim. Şimdiye sadece denizi seyre dalıyorum. Umutlar büyüterek sabrediyorum."
Benim mimlemek istediğim tek kişi sonik hanim. Onun cümlelerini merak ediyorum çünkü. O da şu ara yazmaya pek vakit ayiramiyor ama yine de ben mimlerim ve giderim:)

29 Ekim 2015 Perşembe

Bile Bile

   
Sana bölünüyorum defalarca. Hiçbir matematik işlemi yeniden toplanmamı sağlayamiyor. Önümdeki kitabın kapağındaki kadının gözlerinde kendimi görüyorum. Tutamıyorum kendimi. Çarpılarak aglıyorum. 
    Tutuyorum sonra kalbimin elinden, başını ve sonunu bilmediğim yolculuklara çıkıyorum. Geçtiğim yerleri, aştığım ve aşamadıgım herşeyi; soyut, somut varoluşlari gösteriyorum ona. Varlığımdan pişmanlık duyup ölmeye karar veriyorum; korkakligim tutuyor, beceremiyorum. Elimde aşkım, kendime saplayamadan kalakaliyorum. Siyahlardan siyah beğeniyorum, daha karayı bulmaya çalışıyorum. Malesef bunda hiç de zorlanmiyorum. Tüm renkleri siliyorum hafızamdan. Renk duyumsamalarim sıfırlaniyor. Kırmızı, mor, mavi, yeşil sağırı oluyorum. Kulak zarımı delebilmek için elimden geleni yapıyorum. Hatta çığlıklar atarak aglıyorum. Ama... hâlâ sağlam kulaklarım. 
    Acılar içinden acı seçiyorum. Binlerce çeşidi varmış meğer. Her gün birini yaşıyorum. Doyamiyorum üzülmeye. Dozunu arttırıyorum. Her gün biraz daha, daha fazla... Ta ki bedenim ve ruhum acıyı hissetmeyecek kadar uyusana dek. Sonra yağmur yağıyor. Yağmur giyiniyorum. Her yanımda damlalar. Kendi gözlerimi görüyorum damlalarda. Yağmur damlalarinin aslında bilindiği gibi saydam ya da yarı saydam olmadığını görüyorum. Ben ne anlam yüklersem o oluyor küçük saf sular. Şekil ve anlam degistiriyorlar sürekli. Dayanamıyorum bir süre sonra, yağmur soyunuyorum. Atıyorum tüm ıslaklığı üzerimden. Gözyaşlarımla yağmur sularını karıştırıp bol tuzlu karışımlar elde ediyorum. Sonra yutuyorum onu, ne içtiğimi anlamadan. Tatsız, tutsuz birşey olduğuna inandırıyorum kendimi. Gözyaşımın tuzunu itiraf edemiyorum. Kalan karışımla da yazılar yazmak istiyorum. Ama sözcükleri bir yere oturtamiyorum kafamda. Kullanmıyorum hiç ama hiç. Bir kez olsun noktalama işaretleriyle birbirlerinden koparmiyorum. Birleşik Sözcük Krallığı kuruyorlar. Beni de başkan seçiyorlar. Ben de onların haklarını koruyorum. Var olma ve sevilme haklarını...
       Sana bölünüyorum yine. Senli ve sonlu düşler kuruyorum. Seni ölesiye seviyor ve delicesine nefret ediyorum senden. Seni önce öpüyorum, sonra sana zarar veriyorum. Ben... Şizofrenlesiyorum. Dengeye oturtamiyorum bir türlü. Çevresinde dolaniyor ama bir türlü mesafeyi sıfırlayamiyorum. Aramızda hep bir yarıçap uzaklığı kalıyor. Tutuyorum herşeyi içimde, ne varsa hapsediyorum. Müebbet cezalar veriyorum duygularıma. Nefs-i mudafaadan bile yararlanamiyorlar. Sorgusuz sualsiz atıyorum zindanlara. Hiç gün ışığı gormelerine izin vermiyorum. Orada kararıp, çürüyüp yok olmalarını bekliyorum. Sonsuza dek bozulmadan orada kalacaklarini bile bile...

28 Ekim 2015 Çarşamba

Random play mim'i

  Sonunda bizi sömestr tatiline kadar bir süre daha idare edecek tatil başladı. Birkaç gün ama eminim ki çok iyi gelecek. Gerçi her tatil günü  için  şimdiden planlamalar yapıldı. Malesef ki pek boşluğum yok ancak yine de okula gitmeyecek olmak bile benim için yeterli. 
    Pek sevgili deeptone çok ısrar edince  (!) mim yapasım geldi. Ben de random play mim'ini yapmaya karar verdim. Evet başlayalım:

1. Iyi biri misin diye sorarlarsa cevabın?
Eskiden olsa yok yahu, herkes kadar iyiyim, öyle farklı bir temiz kalplilik durumum yok derdim. Eski derken yaklaşık 1.5 - 2  yıl öncesini kastediyorum. Ama az zamanda çok kötü insanla karşılaşınca insan kendinin ne olduğunu çok daha iyi anlıyor. Empati yapınca ben hayatta böyle yapmazdim dedikçe daha iyi tanıyor kendini. Ve evet iyi bir insan olduğumu söyleyebilirim çünkü kimse için kötü bir düşünce geçmiyor aklımdan. Çakallik yapıp günü kurtarma gibi birsey de yaptığımı hiç hatırlamıyorum. Biz büyüdük ve kirlendi dünya ama bende hâlâ temiz bir yan var. Öyle de kalacak.

2. Kendini nasıl tanimlarsin?
Iyimser  diyesim geldi ama emin olamadım. Panik halinde oldukça pesimist olabiliyorum çünkü. Yine de simidin ortasındaki boşluğu değil de kendisini görebildiğime göre ... eğlenceli olduğumu düşünüyorum. Hayalperest ama gerçekleştirilebilir hayaller kuran. Cesur. Çoğu zaman da geveze bir insanım galiba ya. Insanların kafasını şişiriyor olmaktan korkuyorum bazen çünkü. 

3. Bir erkekte hoslandigin şey?
Dürüstlük. Koşulsuz, beyaz yalan bile olmayacak şekilde, tamamiyle dürüstlük. Bir de eğlenceli olacak. Aksi düşünülemez.

4. Bugün nasıl hissediyorsun? Bugün ve son birkaç gündür umutlu. Tekrar gülmeye başladım. Kahkaha bile atıyorum daha ne olsun.

5. Yaşam amacın ne?
Oğlumun mutlu bir hayat geçirmesini sağlayabilmek. Hayallerinin peşinden gidebilen, kendini de başkalarını onemsedigi kadar önemseyen, kadınlara saygılı, yabancı bile olsa koruyan kollayan  bir genç adam olarak yetişmesini sağlamak. Bir de artık kendi mutluluğumu da önemsiyorum. Kendi umutlarımin da her mevsim yeşil kalması için çabalıyorum.

6. Hayat motton ne?
Bilmemek mutluluktur. Denedim yüzde yüz çalışıyor. Hosuna gitmeyen bir konuyu ne kadar çok kurcalarsan o kadar tatsizlasiyor. Grip olmuşken internette biraz araştırma yapınca kanser oldum ben diye doktora gittiğimi biliyorum. Bir de sanırım bir miktar "One life, Live it!" olabilir. 

7. Arkadaşların senin hakkında ne düşünür?
Kimseye sormadım bugüne dek ama sanırım komik ve kötü gün dostu olduğumu düşünüyorlardir. Acil durumlarda ilk aranan olduğum çok oluyor çünkü.

8. Ailen senin hakkında ne düşünür?

Bile bile lades diyen, bilinçli olarak hatalara sürüklendiğimi düşünüyorlar bence. Hep bu yönde eleştiriler duydum bir süre çünkü. Şu an ise annem tamamen inatçı bir kadın olduğumu söylüyor. Hatta bizim ailede benim kadar inatçı kimseyi görmediğini de ekliyor. Haklı mı? Haksız değil diyelim.

9. En çok düşündüğün şey? 
Şey? Insan soyleyemiyoruz demek ki. Yoksa iki isim var aklımda. "Şey" dersek de bitirmek istediğim felsefe ve tamamlamak istediğim akademik bir çalışma. Ikisi de zihnimi 7/24 meşgul ediyor desem yeridir.

10. 2+2?
Onu bilmiyorum ama 1+1'in bazen 2 ' den fazla ettiğini düşünüyorum. Öyle bir bütünleşme düşün...

11. En iyi arkadaşın hakkında ne düşünüyorsun?
Şu an iki tane en iyi arkadaşım var. Ve ikisi de son derece samimi ve eğlenceli. Hani sohbetine doyum olmayan, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım. Ikisi de ölene dek hayatımda kalsın istiyorum.

12. Hayat hikayen nedir?

Aslına bakarsan çok iyi kurgulanmış bir öykü. Tüm karakterler en iyi şekilde yerleştirilmiş. Ve kişilik betimlemeleri çok iyi yapılmış. Giriş kısmı gayet başarılı. Maddi manevi rahat geçiririlmiş  bir bölüm. Gelişme kısmı üniversite ile başlar sanırım. Iyi arkadaşlar, kötülük yapan kimse olmamış. Kazık yeme durumlarına da pek rastlanmamış. Son dönemde ağır aksaklıklar olmuş tabi senaryo gereği ama yere kapaklandiysam bile her seferinde kalkıp dizlerimdeki tozları silkeleyip yola devam edilmiş. Halen de ediyorum. Sonuç bölümünden de umutluyum. Herşey güzel olacak. Bekle gör politikası izleyeceğiz.

13. Büyüyünce ne olmak istiyorsun?
Fotoğrafçı filozof. Bir de hep yaşlanan ama hiç büyümeyen bir homo sapiens.

14. Hoslandigin insanı görünce ne düşünürdün?
Saçlarım iyi görünüyor mu? Şaka tabi. Umarım sohbeti de eglencelidir diye düşünürüm.

15. Düğününde hangi şarkı ile dans edeceksin?
Bııızzt  geçiniz. 

Gelelim benim kimleri mimleyecegime. 
eli yüzü düzgün öğretmen kız ve de Berkay Abalı yi seçtim gitti. Hadi bakalım...






24 Ekim 2015 Cumartesi

wonderful tonight

"Renkler  içinde  en deli renktim, 
Yemin ederim ben en çok seni sevdim ..."

   Hayal kurmayı unutalı o kadar uzun zaman olmuştu ki. O kadar uzun süredir boşluğa bakıp kimseyi düşünmüyordum ki, sanırım  biraz afalladım. Umut etmeyi bile kendime ihanet olarak görüyordum. Yaşadığım onca olumsuz deneyim yüzünden kendimi öyle suçluyordum ki adeta mutlu olmayı  haram kıldım kendi kendime. Hep kötü tecrübeler,  hep bir diken üstünde oturmalar, hep temkinli davranmalar. Kendimi anlatmaya bile usenir  olmuştum. Ben yıldızları gösterdikce parmak ucuma  bakan insanlar. Hep güçlü olmaya çalışmak, hep gözyaşlarını saklamak. Küçük çocuklar gibi ağlamak için gece olmasını beklemek... Yastığa kafamı gömüp içime akittigim damlalarimin yastık kılıfinin  üzerinden buharlaşmasini  kaç gece izledim saymadim bile. Tüm bunlar insani nasıl yoruyor anlatamam. Yaşlanıyor insan. 30'lu yaşlarındaki bedenim 100 yaşındaki ruhu taşıyamaz hale geliyor. En sonunda da ammmaannn  beee diyip herseyi olduğu gibi bırakıyor. 
    Ama zaman yerinde saymıyor. Herşey gelip geçiyor. Cam kırıkları kalbimi acıtmaya mutlaka ki devam ediyor. Arkada Eric Clapton "wonderful tonight"  söylüyor. Ve ben dinlemeye kalbimin dayanamayacagini sandığım tüm  parçaları tekrar açıp  dinlemeye başlıyorum. Sağanak yağış altında kimsenin olmadığı bir sokakta avuç içlerimi gökyüzüne çevirip yüzümü yerden kaldırıyorum. Inatla gözlerimi kapatmamaya çalışıyorum. Tatlı su... gözyaşımın tuzundan sonra nasıl da iyi geliyor. Gulumsedigimi kimse görmesin istiyorum. Koskoca kadınım ya hiç yakışık almaz. Ayıplarlar  mazallah. Birinin yüzü geliyor gözümün önüne. Yüzünün tüm hatlarıyla zihnimde beliriyor. Içime  umut dolduran. Üzmeye, kırmaya ödümün koptuğu. Saçlarım islaniyor. Yağmur iyidir saçı güçlendirir. Yok o nisan yağmurları için geçerliydi sanırım. Sardığım yaralarım tekrar kanarsa diye ölesiye korkuyorum. Ama kendimi alamıyorum da yaşamaktan.   
    Yağmur devam ediyor. Artık gözlerimi hiç açamaz hale geliyorum. Saçlarım yüzüme yapışmış yürümeye devam ediyorum. Telefonu alıyorum elime. Damlalar doluşuyor ekrana. Üç kelime yazıp gönderiyorum. Gerçekten hakettiğini düşündüğüm kişiye. Şarkının son cümlesini de ben tamamlıyorum:
"Oh my  darling,
you were wonderful tonight".


Fotoğraftaki yazı da 2003 yılındaki günlüğümden alıntı. Defterin fotoğrafı yani :) herkese sevgiler.